Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi

Ey Türk gençliği! Birinci vazifen, Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyet'ini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Mevcudiyetinin ve istikbalinin yegâne temeli budur. Bu temel, senin, en kıymetli hazinendir. İstikbalde dahi, seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek, dahilî ve haricî bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklâl ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini düşünmeyeceksin! Bu imkân ve şerait, çok nâmüsait bir mahiyette tezahür edebilir. İstiklâl ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın, bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dagıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hiyanet içinde bulunabilirler. Hatta bu iktidar sahipleri şahsî menfaatlerini, müstevlilerin siyasî emelleriyle tevhit edebilirler. Millet, fakr ü zaruret içinde harap ve bîtap düşmüş olabilir. Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerait içinde dahi, vazifen; Türk istiklâl ve cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda, mevcuttur! NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE... Mustafa Kemal Atatürk, 20 Ekim 1927
Share on Facebook Share on Twitter

Can Dündar - Aşka Dair

Eğer...

O’nu hatırladıkça başı göğe ermişçesine ya da asansör boşluğuna düşmüşçesine ürperiyorsa yüreğiniz...
Ömrü saatlere sıkışmış bir kelebek telaşıyla O hüzünden bu neşeye konup kalkıyorsanız gün boyu nedensiz... ve her konduğunuzda diğerini iple çekiyorsanız bu hislerin...
O’nunlayken pervaneleşen yelkovanlar O’nsuz mıhlanıp kalıyorsa yerine bir akrep kadar hain...
sınıfta büroda yolda yatakta içiniz içinize sığmıyor O’ndan söz edilince yüzünüz sizden habersiz mis kokulu bir ekmek dilimi gibi kızarıyor mahcup somurtuyor veya muzip sırıtıyorsa
ve O her durduğunuz yerde duruyor her baktığınız yerden size bakıyor siz keyiflendikçe gülüp hüzünlendikçe ağlıyorsa...
dünyanın en güzel yeri O’nun yaşadığı yer en güzel kokusu bedenindeki ter en dayanılmaz duygusu gözlerindeki kederse...
hayat O’nunla güzel ve onsuz müptezelse...
elmalar pembe kiremitler pembe gökyüzü yeryüzü O’nun yüzü pembeyse
kışlar ilkbaharsa yazlar ilkbahar güzler ilkbahar...
her şiirde anlatılan O’ysa... her filmin kahramanı O... her roman O’ndan söz ediyor her çiçek O’nu açıyorsa...
bir anlık ayrılık bir ömür gibi geliyor ve gider gitmez özlem saç diplerinizden çekiştirip beyninizi acıtıyorsa
iştahınız kapanıyor iştahınız açılıyor iştahınız şaşırıyorsa...
iştahınız hasret acısında bile karşı konulmaz bir tat buluyorsa...
eliniz telefonda yaşıyor işaret parmağınızla ha bire O’nu tuşluyor dara düştüğünüzde kapıyı çalanın O olduğunu adınız gibi biliyorsanız...

Share on Facebook Share on Twitter

23 March 2009 London Photos

Latest photos from London. These photos were taken at Richmond, London Eye, Greenwich,LSE Turkey-EU Relations Seminar and Park Lane Hilton 19th floor =)
In These Photos: Ahmet Özdemir (Our Special Guest) & 9A Denmark Road Tenants

Share on Facebook Share on Twitter

Londradan Sevgiler

Bugün Londra'da 9. günüm. Yavaş yavaş alışıyorum bu şehire galiba. Önce herşeyi ters gelsede bu ülkenin insan kolaylıkla alışıyor. Metrosuna, otobüsüne, trafiğine, insanlarına alışılıyor. Geçen hafta çok garip hayatımda ilk defa gördüğüm şeyler şu anda çok normalmiş gibi geliyor.
Share on Facebook Share on Twitter

Une Belle Histoire Türkçe Çevirisi

Bu şarkıyı dinlerken anlamıştım zaten Fransızcada olsa içinden benden birşeyler olduğunu. Hikaye bana çok tanıdık gelmişti.

güzel bir roman bu
güzel bir öykü
günümüzün bir aşk öyküsü
erkek eve dönüyordu, kuzeye, sislere
kadınsa güneye iniyordu, güneşe

buldular birbirlerini yol kenarında
otoyolun ortasında
şüphesiz şanslı bir gündü
ellerindeydi gökyüzü
tanrının bir hediyesi
öyleyse neden yarını düşünmeli

koca bir buğday tarlasında saklandılar
bıraktılar kendilerini esintiyle sürüklenmeye
başlayan yaşamlarını anlattılar karşılıklı
sonuçta hala çocuktu onlar
yol kenarında buluşmuş çocuklar
otoyolun ortasında
şüphesiz şanslı bir gündü
avuçlarıyla gökyüzünü yakaladıkları
yakalar gibi tanrının inayetini
reddederek yarını düşünmeyi

güzel bir roman bu
güzel bir öykü
günümüzün bir aşk öyküsü
erkek eve dönüyordu, kuzeye, sislere
kadınsa güneye iniyordu, güneşe

ayrıldılar sabaha ramak kala
otoyolun ortasında
şanslı gün artık bitmişti
ve her biri kendi yoluna gitti
selamlayıp tanrının bu lütfunu
elleriyle, belli belirsiz

erkek evine döndü, kuzeye, sislere
kadın güneye indi, güneşe
güzel bir roman bu
güzel bir öykü
günümüzün bir aşk öyküsü

Share on Facebook Share on Twitter

Syndicate content